Bir cinayet zanlısının profili: Biz O‘nu şair bilirdik
Cinayet haberini duyduğumuzda, doğrusu şaşırdık. Kardeşini öldürmekle suçlanan İrfan Aras’ı başka koşullarda tanımıştık çünkü.
Bir gün gazetemize gelmiş elindeki Şiirlerin, türkülerinin bulunduğu kağıtları, CD’leri masaya koyup bunarı gazetede yayınlamamızı, hatta mümkünse kitap olarak basmamızı istemişti. Kendisini “;Garip Derman”; olarak tanıtıyordu. Sanatçı ismi buydu. Kitabının kapağını bile hazırlamıştı, “;Zeytin Ağacı”;nın.. Şiirler, şarkı sözleri, besteleri içerecekti..
Yaşamın ezdiği bir Anadolu çocuğuydu. Buralardaki omurgasız yaşam tarzı O’nu ne kadar deforme etmişti, bilmiyoruz ama, ne şiirlerini gazetede yayınlamaya, ne de kitap olarak basmaya fırsat, imkan bulabildik.
Belki bizim şartlarımız daha uygun olsa, kendi deyimiyle İrfan’ı “;Meşhur etsek”;, eline birkaç kuruş para geçse şu haberdeki olay yaşanmayabilirdi.
Birçok kez maddi rahatlık, insanın karşılaştığı olaylara daha geniş, daha hoşgörülü bakmasına neden olur. İrfan ve ailesi için neden bu kural geçerli olmasındı ki?
İrfan’lı cinayet haberinden döndükten sonra bir kez daha açtım bilgisayarımdaki klasörünü.. Kendince kitabını hazırlamıştı. Görsel malzemelerini bile internetten indirmişti. Klasörlerinde güller, mısralarında kırlangıçlar vardı, bazen küskünlük.. Ruhunu bilemeyiz ama satırlarında sevgi vardı. Bazı satırlarında belki de ayrıldığı eşini hala unutamamanın burukluğu..
Basılmamış kitabının önsözünde “;Hey insanlar”; diye başladığı satırlarında “;İnsanoğlunun kendi elleriyle sadece kendi çıkarı için cehennem yerine çevirdiği şu yorgun dünyamızı çocuklarımız ve gençlerimizle birlikte onarmayı”; öneriyordu.
Bazı arkadaşlarımız O’nu Çamyuva’da garip kıyafetlerde gördüklerini söylediklerinde, zorlu hayatının İrfan’ın akli dengesine bir zarar vermiş olabileceğini düşündük. O haberin üzerinde durmadığımı hatırlıyorum. Üzücü cinayetten birkaç gün önce de çarşafa sarılıp, İsa Mesih kılığında gezdiğini söylediler İrfan’ın.
Yeri geldiğinde kalem tutan ellerin, bir ekmek bıçağını öz kardeşine, küçüğüne saplaması, İrfan’ın yıllar boyu süren hayal kırıklıklarının, yokluklarının baskısıyla zedelenmiş aklıyla açıklanabilir miydi?
Bence hayır...
İrfan’ın, yakında evleneceği söylenen kardeşinin canına kıyması bir tek “;An”;la açıklanamaz. Yoksulluğun, cehaletin, mülkiyetin ve en son, bardağı taşıran damlanın ürünü olabilir. Ve belki de ailenin en saf unsuru olarak görülüp biraz da “;Arkasından itilerek”; katil durumuna düşürülmüştü, kimbilir?
İrfan’ın Adliyeye çıkarıldığı aşamaya gidemedik. Bir meslektaşımız tarafından gönderilen, Adliye çıkışındaki fotoğraflardan birini gördük. İrfan, bileklerinden kelepçeli elleriyle yüzünü kapatıyordu. Belli ki utanıyordu. Yüzlerce katil zanlısı görmüş bir gazeteci olarak bu psikolojiyi bilirim. Meşhur olmak isteyen İrfan, şimdi gizliyordu yüzünü..
İrfan, Erzurumluydu. Hınıs’lı. Onu tanıdığımızda içinde yüreğinde Anadolu insanının saflığını temizliğini görmüştük. Ne kadar hırpalansa da, örselense de, yaşamak için deforme olsa da, bir ışık yanıyordu. Belki de özüne dönmek istiyordu. Belki de biz öyle algılamıştık.
İrfan ve öldürdüğü kardeşi Mehmet Baykan için birçok iddia ileri sürüldü. Bunların belki hepsi doğruydu, belki çarpıtılmıştı, onlar, belki de olduklarından başka bir “;Şey”; haline getirilmişti toplum ve çevrenin etkisiyle.
Aras ailesinden bir değil iki kişi öldü. Biri toprağa, biri beton duvarlar, demir parmaklıklar arasına gömüldü.
Katil zanlısı İrfan Aras, basılmamış kitabının ilk mısralarında bakın neler yazmış?
BU ÇAMYUVADA
Üç tane kırlangıç vardı.
Yıkıldı bu çamur yuva
Yıkılası çam yuva ….
Akreplerim soktu
Yıktı zalim yaktı
Dertliydim derdim çoktu.
Kanlı yaşım Ağva’ya aktı
İrfan bir garip kuldur
Güldür beni Allahım
Elimden tut kaldır
Ailemin yanında oldur
Allahım….
Küskünlüğün, çaresizliğin, umudun ve yakarışın mısralarıydı bunlar. Belki bir delinin.
İşte, bir kardeş katili zanlısının, bildiğimiz profili.
Öldürdüğü kardeşinin de kendisine göre bir yaşamı, umutları vardı şüphesiz.
Mehmet Baykan, yaşama o kadar bağlıydı ki mucizevi bir şekilde ağır yaralıyken olay yerinden kaçmış, son sözlerini ulaşabildiği bakkal Mustafa’ya söylemişti. Bu sözler, gizemini koruyor. Elleriyle sıkı sıkı bastırdığı yarılmış göğsünden kanlar boşalmadan önce kaç kelime edebilmiş, kaç cümle kurabilmişti? Bu sözleri bilmek, ilginç olurdu!
Haber Tarih: 30.07.2008-09:06
|