Basın özgürlüğü Günü’nde Denktaş’ın sözleri düşündürdü
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Kemer’de konferans veren KKTC’nin İlk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Türkiye’deki bazı medya kuruluşları hakkında sözlediği sözler, dinleyen bazı gazetecileri utandırdı.
Kıbrıs meselesinde Mehmet Ali Talat- Hristofyas görüşmelerinin Ada’daki iki halk iki devlet gerçeğini ortadan kaldırarak, Türk toplumunu tek devlet içinde bir cemaate dönüştüreceğini ileri süren ve bu konuda AKP iktidarının tutarlı bir tavır sergilemesini isteyerek, “;Sayın Erdoğan tek mi çift mi karar vermelidir”; diyen Denktaş, Türkiye’deki zengin tabakanın ve onların mega basınınının, Kıbrıs’ın gerçeklerini ısrarla Türk halkı’ndan gizlediğini ileri sürerek “;Bunları hangi basın verecek diye merak ediyorum, Yarın merakla izleyeceğim. Zannedersem, emeklerinizin çoğu boşa gidecek, sansüre tabi tutulacak, bunu da söylüyorum, yazın”; diye konuşması yürek burktu.
Bir avuç gazetecinin izlediği Viking Star Oteli’ndeki basın toplantısından sonra Grand Haber Otel’deki konferansta da benzer sözler sarfeden Denktaş, Türkiye’de basının durumunu da gözler önüne sermiş oldu.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Akdeniz Şubesi Yönetim Kurulu, 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü sebebiyle bir açıklama yayınladı. ÇGD’nin açıklaması şöyle:
Basın özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ilan edilen, birçok ülke tarafından kabul edilen bir haktır.
Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilere özgü, onların hak ve hukuklarını koruyan bir kavram olarak algılanmamalı. Basın özgürlüğü demokratik toplumların ve demokratikleşmenin temel şartıdır. Basın özgürlüğü hem kişilerin, düşünme, düşündüklerini ifade etme ve bu ifadeleri her türlü yayın organıyla kitlelere duyurma hakkını kapsamaktadır.
Bu hak yalnızca gazetecilerin, yazarların, düşünenlerin, aydınların haklarını teminat altına almakla kalmayıp, halkın da yaşadığı şehirde, ülkede ve dünyada olan bitenlerden haber alma hakkının teminatı olarak kabul edilmelidir.
Ancak günümüzde hem ülkemizde, hem de dünyada basın özgürlüğünün yeterince sağlandığını ve teminat altına alındığını söyleyebilmek zor. Türkiye'de hala cezaevlerinde gazetecilerin bulunması göz ardı edilemez.
Ülkemizde bir yandan hapis tehdidiyle karşı karşıya kalan gazeteciler, öte yandan idarecilerin keyfi tutum ve davranışlarıyla bu özgürlüğü yeterince kullanamamaktadırlar.
Hapis cezalarının yanı sıra yüklü tazminat talebiyle gazetecilere yönelik açılan davalar, basın özgürlüğünü kullanmayı olanaksız hale getirmektedir.
Diğer yandan mahalli idarecilerden, ülke yönetiminin en üstünde bulunanlara kadar, gazetecilere yönelik düşmanca tavrın, gazetecilerin bu özgürlüklerini kullanmalarının önünde önemli bir engel teşkil etmeye devam ettiğin ortadadır.
Yöneticiler vatandaşlara gazeteleri okumama, televizyonları izlememeyi telkin ederek, aslında basını, yalnızca kendi doğrularını görme, yazma ve yaymaya zorlamaktadırlar.
Devlet gücünü arkasına alanlar, bir yandan hapis cezalarını öngören kanunlar, diğer yandan, basın kuruluşlarına yönelik ekonomik zorlama, dayatma ve cezalarla basının özgürce haber verme işlevini yok etme çabasını sürdürmektedirler.
Bu durum, büyük sermayenin basını ele geçirmesinin olumsuz sonuçlarını bir kez daha göz önüne sermiştir. Gazeteciliğin dışında pek çok sektörde faaliyet gösteren sermaye grupları, ekonomik çıkarlarına yönelik tehditler karşısında, sermaye grubuna bağlı yayın organlarında otosansür uygulamasına yönelmek durumunda kalabilmektedirler.
Medya sahiplerinin, ticari çıkarları her şeyin önünde tutan ve halkın haber alma hakkını bu çıkarlar yüzünden zedeleyen yaklaşımlara girmemelerini bekliyoruz.
Diğer yandan gazetecilerin sendikal hak ve özgürlüklerini yeterince kullanamaması, basın özgürlüğünün önünde bir başka engel olarak ortaya çıkmaktadır. Ekonomik baskı altındaki, her an işten çıkarılma tehdidi altında mesleğini sürdürmek durumunda kalan gazetecinin, basın özgürlüğünü dilediğince kullanamayacağı açıktır.
Dünyada da gazetecilere yönelik, sansür, hapis, işkence baskısı hatta ve hatta ölüm tehditleri bir çok ülkede sürmektedir.
Hala bir çok ülkede gazeteci cinayetleri sürmektedir.
Basın özgürlüğüne, basın çalışanlarının dışından gelen baskılar sürerken, gazetecilerin de
mesleğin etik ilkelerine uymalarını, ırkçı ve şoven bir dil kullanmaktan kaçınmalarını, halkın haber alma hakkının, her şeyin üzerinde olduğunu unutmamalarını anımsatıyoruz.
Dünyanın pek çok yerinin bir yangın alanına döndüğü günümüzde, bütün meslektaşlarımızı her türlü şiddete karşı çıkarak, barış, demokrasi ve insan hakları için çalışmaya davet ediyoruz.
Haber Tarih: 04.05.2009-12:39
|